Düzeltmeye Çalışırken Bozmak

Son Ada Zülfü Livaneli’nin epey eski bir romanı, ben geç kaldım. Bitireli birkaç gün oldu ve hâlâ kafamdan çıkmadı. Bazı kitaplar okuduğunuz yıla göre başka türlü çarpıyor, bu da onlardan biri oldu.

Kitabın kurgusu çok sade. Bir ada var. Küçük, sakin, kendi halinde. Orada yaşayanlar yıllar içinde kendiliğinden oturmuş bir düzen kurmuşlar. Kimse kimseye ne yapacağını söylemiyor, yazılı kural yok, herkes elinden geldiğini yapıyor ve iş yürüyor. Anlatıcı burayı son sığınak diye tarif ediyor.
Sonra adaya emekliliğini geçirmek için biri geliyor. Ülkenin eski başkanı. Darbeyle gelmiş, yıllarca yönetmiş, şimdi huzur arıyor.
Önce yollar düzeliyor
Beni asıl etkileyen şey hikayenin nasıl başladığı. Kötülük kapıdan girmiyor. İyi niyetle giriyor.
Başkan ilk iş adanın ağaçlıklı yolunu düzenletiyor. Sonra bir kurul kuruyor, kararları oylamaya bağlıyor. Yani bakınca hepsi makul şeyler. Yol daha güzel olsun, kararlar çoğunlukla alınsın. Kim karşı çıkar buna.
Ada halkı da çıkmıyor zaten. Adam işini biliyor, tecrübeli, üstelik söyledikleri kulağa doğru geliyor. Herkes biraz daha düzenli bir hayatın kime zararı var diye düşünüyor.
Sonra sıra martılara geliyor.
Martılara dokunmayın
Adada yüzyıllardır martılar var. Gürültü yapıyorlar, ortalığı kirletiyorlar, bazen rahatsız ediyorlar. Ada halkı o güne kadar bunu bir sorun olarak görmemiş. Hatta martılar yumurtlasın diye belli yerlere ayak bile basmıyorlarmış.
Başkan martıların temizlenmesi gerektiğini söylüyor. Ve topluluk buna da razı geliyor.
Kitabın geri kalanını okuyacaklara bırakayım, ama şunu söyleyebilirim. Martılar gittiğinde ada eskisi gibi kalmıyor. Çünkü o gürültülü, pis, rahatsız edici kuşlar aslında görünmeyen bir dengenin parçasıydı. Onları çekip aldığınızda yerine sadece sessizlik gelmiyor, başka bir şeyler geliyor.
İşte benim aklımda kalan cümle bu. Martılara dokunmayın. Hayatın kendi kurduğu bir düzen var ve ona fazla çomak sokmamak lazım.
Neden bu kadar tanıdık geldi
Livaneli bunu bir siyaset alegorisi olarak yazmış, o taraf açık. Ama ben okurken sürekli başka şeyler düşündüm.
Bir şirket düşünün, kendiliğinden yürüyen bir ekip var. Kimse çok fazla süreç yazmamış, insanlar birbirini tanıyor, iş çıkıyor. Sonra biri geliyor ve haklı olarak diyor ki, burada standart yok, ölçemiyoruz, düzene sokalım. Doğru söylüyor üstelik. Süreç yazılıyor, form konuyor, onay adımı ekleniyor.
Bir yere kadar her şey gerçekten daha iyi oluyor. Sonra bir eşik var, o eşikten sonra ekibi ekip yapan şey kayboluyor. Kimse artık kendi kafasına göre bir işi üstlenmiyor, çünkü üstlenmenin bir prosedürü var. Gürültü bitiyor ama gürültüyle beraber başka bir şey de bitiyor.
Aynısını ürün tarafında da yaşadım. Kullanıcıların garip garip kullandığı bir özellik olur, bize hep yanlış kullanıyorlar gibi gelir, düzeltmek isteriz. Bazen düzelttikten sonra fark ederiz ki o garip kullanım aslında bizim düşünmediğimiz bir ihtiyacı karşılıyormuş. Martıyı vurmuşuz.
Bu yüzden kitabı okurken en çok Başkan’a değil ada halkına takıldım. Kötü adamı anlamak kolay. Asıl soru şu, o insanlar neden itiraz etmedi. Cevap da bence şu, her adım tek başına makuldü. Yolun düzelmesine kim itiraz eder, oylamaya kim karşı çıkar. Kimse tek bir adımda “burada duralım” demedi çünkü hiçbir adım tek başına o kadar büyük görünmüyordu.
Son Ada Zülfü Livaneli kitaplığında nereye oturuyor
Dili çok akıcı, iki yüz sayfaya yakın bir kitap ve iki üç oturuşta bitiyor. 2009’da Orhan Kemal Roman Armağanı’nı almış, elimdeki baskı kırk ikinci. Yani benden önce epey insan okumuş, ben geciken tarafım.
Livaneli’nin diğer kitaplarına göre daha soğuk bir anlatımı var, bu bence bilerek yapılmış. Anlatıcı olan biteni neredeyse tarafsız aktarıyor ve bu tarafsızlık bir yerden sonra insanın tüylerini ürpertiyor.
Alegori bazen fazla açık, ne demek istediğini biraz fazla söylüyor diyenler olabilir. Bana çok rahatsız edici gelmedi açıkçası. Kitabın Doğan Kitap sayfasında künye bilgileri duruyor, bakmak isteyen oradan bakabilir.
Ben son dönemde okuduklarımın çoğunu arabada sesli dinliyorum, o alışkanlığı arabada sesli kitap yazısında anlatmıştım. Ama Son Ada’yı basılı okudum ve iyi ki öyle yapmışım. Bazı sayfalarda durup düşünmek istedim, sesli olsaydı akıp giderdi.
Son Ada Zülfü Livaneli’nin siyasi tarafı en görünür kitaplarından biri ama ben yönetici gözüyle okunacaklar listesine ekliyorum. Daha önce karar verme üzerine yazdığım kitap gibi doğrudan iş kitabı değil, ama bence bir yöneticiye ondan daha fazlasını söylüyor.
Kapatırken şunu düşündüm. İyileştirmek isteyen adam kötü niyetli olmak zorunda değil. Bazen sadece fazla emin olması yetiyor.